Grip ilacı çılgınlığı

Grip ilacı çılgınlığı
Dünyayı esir alan grip salgını, ölümler arttıkça alınan önlemler de çılgınlık noktasına ulaşmaya başladı. ABD’de ilaçlar karaborsaya düştü. Türkiye’de ise eczanelerin rafları boşaldı.
Domuz gribi virüsünü durduran ‘Tamiflu’ isimli ilaç eczanelerde yok satıyor. Sağlık Bakanlığı’nın, 28 Ekim tarihinde yayımladığı genelgenin ardından Tamiflu, kontrole tabi ilaçlar kategorisine alınırken, eczanelerde yaklaşık 1 aydan bu yana ‘Tamiflu’ bulunmuyor. Domuz gribinin çıkması ardından Tamiflu’nun kısa sürede tükendiğini belirten eczacı Meral Uslu, “İlaç kısa sürede tükendi. Stoklarımızda da kalmadı. Hastanelerin depolarında var. Onlar da yatan hastalar için kullanılıyor. Hiçbir eczanede bulmak mümkün değil” dedi.
Tamiflu satışlarının en üst düzeye çıktığını bildiren eczacı Burcu Yamaner ise, “Stoklarımız tükendi. İnsanlar yoğun bir şekilde Tamiflu arayışına girdi. İlacın bilinçsiz şekilde kullanılması ise domuz gribine karşı etken değil” diye konuştu.
GRİP İLACI KARABORSAYA DÜŞTÜ
Domuz gribinin ortaya çıkmasından bu yana ABD’de 4 bin kişi bu hastalıktan yaşamını yitirdi. Gripten en çabuk etkilenenler çocuklar. Bir çok ülke Domuz gribi ilacı sıkıntısı çekiyor. ABD’de USA Today adlı günlük gazete Domuz gribi ilacı Tamiflu için bazı eczanelerin, normal fiyattan üç kat daha fazla fiyat talebinde bulunduğunu yazdı. ABD’de çoğu aile çocuklarının ilaçsız kalmaması için normal fiyatı 43 dolar olan ilaç için 130 dolar veriyor. USA Today’ın iki eyalette 100 eczaneyi arayarak yaptığı araştırmaya göre, eczanelerin büyük bir kısmı normal fiyatın üç katı fiyat talebinde bulunuyor. Savcı iki eyalette konuyla ilgili soruşturma başlattı.
Kalp krizine meydan okuyan adam

Kalp krizine meydan okuyan adam!
Murat Tulum dört kez kalp krizi geçirmesine rağmen normal yaşamına devam etti. Doktorları Tulum’u “milyarda 1 görülen vaka” diye nitelendirdi.Murat Tulum’un tıkanan damarları kendiliğinden açılıyor.
52 yaşındaki emekli Murat Tulum çok nadir görülen bir durumla karşı karşıya… Tulum’un kalbi besleyen damarları tıkanıyor fakat tıkanan damarlar bir süre sora normale dönüyor.
Tulum geçirdği kalp krizlerinin dördünü fark etmedi fakat beşincide ise hastaneye gittiği için şanslıydı.
Murat Tulum atlattığı krizleri anlattı:
“22 Temmuz tarihinde boğaz ağrısı şikayetiyle Burdur Bucak Devlet Hastanesi’ne gittim. Dahiliye bölümünde yapılan kontrolden sonra yapılan EKG sonucuda herhangi bir rahatsızlığımın olmadığı söylenip taburcu edildim. Doktorlar durumuma tam teşhiş koyamadan beni bir kardiyoloğa yönlendirdiler. İlerleyen günlerde ise ağrılarım devam etti. Ağrılarım o kadar sıklaştı ki bir kardiyoloji uzmanına göründüm. Dr. Birol Say beni muayene ettikten sonra durumumu açıkladı.”
Tulum’un doktoru Say, hastasının durumuna çok şaşırdığını söyledi:
“Daha önce vücudunun çeşitli yerlerinden ağrıları olan Murat Tulum bize göğüs ağrısı şikayetiyle geldi ve kendisinde bir yılı aşkın süredir tansiyon problemi bulunuyor. Bizde gerekli testleri yaptıktan sonra bir an önce anjiyo yapmaya karar verdik. Anjiyo yaparken karşılaştığımız durum ise bizi çok şaşırttı. Tıkalı olan olan damarın üstündeki şişlik bir anda indi ve damar açıldı yaptığımız araştırmalar sonucu bunu daha önce 4 kere tekrar ettiği öğrendik. Çok nadir görülen bir durum tıp terimi olarak ’sponten rekonilasyon’ olarak adlandırıyoruz. Ancak çok abartılmaması gerektiğini düşünüyorum birçok insan kalp krizi geçirip fark etmeyebiliyor. Hastamız verdiğimiz ilaçları kullanıdığı sürece yakın bir zamanda herhangi bir damar komplikasyonu görülmesini beklemiyoruz.”
Kulak temizlemek artık sorun olmayacak

Kulak temizlemek artık sorun olmayacak!
Anadolu’da yüzyıllardır alternatif tedavi yöntemi olarak uygulanan kulak mumu ile kulak temizleme, modern tıp ile birleşiyor.(reklam)
Kulak yıkama tekniği ise kulağın tamamen tıkanması sonrası doktor kontrolünde uygulanan bir yöntem olduğundan, tıkanmaya yol açmamak için kulak temizleme mumunun düzenli olarak kullanılması öneriliyor.
Bir Kulak Mumu İle Birçok Rahatsızlığı Aynı Anda Çözün
İşitme kaybından ötürü oluşan algılama zorluğu ve dikkat kaybı kulak temizleme mumunun kullanımını takiben ortadan kalkıyor, mumun kullanılması ayrıca kulak enfeksiyonlarına bağlı olarak oluşan baş ağrısı, migren ve sinüslerin açılmasına etki ederken, sık sık kulak uğultusu, çınlama, kulak içi kaşıntı yaşayanlara da fayda sağlıyor. Kulak Mumu kullanımı vücut dengesi ile ilgili sorunların etkisini de azalttığı gibi rahatlatıcı ve yatıştırıcı özelliğiyle biyoenerjik ritmi düzenlemeye de yardımcı oluyor.
Çocuklar İçin İdeal
Hiçbir yan etkisi olmayan ve çocuklara da rahatlıkla uygulanabilen kulak temizleme mumu, kulakta yakılmasıyla çalışıyor. Modern tıpta “aspiratör sistemi” olarak adlandırılan kulak temizleme mumu, %100 doğal maddelerden üretilmiş içi boş bir boru şeklinde… Selülozdan imal edilen mum, kulağa yaslanıp ucunun bir başka kişi yardımıyla yakılmasıyla uygulanıyor. Üzerindeki delik sayesinde aspiratör şeklinde çalışan mum, kulak içinde vakum oluşturuyor ve ortalama 8 dakika içerisinde kulağı bütün kirlerden arındırıyor.
Kul-Tem Kulak Temizleme Mumları’nı Türkiye’ye getirerek sağlık dünyasında yeni bir pazar açan Armoni Medikal’in Genel Ürün Yöneticisi Meral Güven getirdikleri mumlar hakkında şöyle konuştu:
“Yabancı bir maddenin kulak içine sokulmasının sakıncalarını bilmemize rağmen genellikle kulak temizliği için pamuklu çubuk, toka ve kibrit çöpü gibi sivri uçlu cisimler kullanıyoruz. Aslında bu çubuklarla kulaklarımızı temizlemiş olmuyoruz. Aksine, kulak içinde biriken, tıp dilinde “buşon” adı verilen kirleri daha da derine itiyoruz. Bu da ilerleyen zamanlarda kulak tıkanmalarına ve çeşitli rahatsızlıklara yol açıyor. Oysaki, rahatlatıcı ve yatıştırıcı etkisiyle bilinen noninvazif metodlar modern ve alternatif tıpta binlerce yıldır kullanılan bir yöntem… Kulak Mumu bir aspiratör sistemidir. Bu yönteme göre, kolay eriyen ince bir huni kulağa yaslanır ve huninin ucu yakılarak bir vakum etkisi oluşturulur. Ateşin içi boş boruyu vakumlaması, kulak içinde birikmiş tüm buşonu çekip alır.”
Kul-Tem Kulak Temizleme Mumu Farklı İş İmkanları da Sağlayacak!
Ayrıca, Anadolu’da anneannelerimizin uyguladıkları bu sistemin uygulamasında farklı meslek gruplarına da yeni bir iş imkanı açacağını sözlerine ekleyen Meral Güven; “Bilindiği gibi Japonya’da kuaför ve güzellik merkezlerinde bu hizmet verilmektedir. Ayrıca bu sistemi kullanan kulak temizleme salonları mevcuttur. Henüz Türkiye’de kulak temizleme salonları bulunmamakta ama Kul-Tem sayesinde güzellik ve masaj salonları ile kuaförler için ek bir iş imkanı da oluşacağını düşünüyoruz.” dedi.
Kul-Tem Kulak Temizleme Mumu’nu seçkin eczane, e-ticaret siteleri ve kendi web sitesi www.kulaktemizleme.com’dan temin edilebilirsiniz.
Dikkat edilmesi gereken hastalık: Sedef

Dikkat edilmesi gereken hastalık: Sedef
Sedef Hastalığı Sadece Basit Bir Cilt Hastalığı Değil: Araştırmalar Sedef Hastalığının Yaşam Kalitesini Düşürdüğünü Gösteriyor
www.sedefleyasam.com isimli internet sitesinde gerçekleştirilen, sedef hastalığının daha iyi anlaşılmasına ve hasta–hekim iletişimine katkıda bulunması hedeflenen araştırma tamamlandı.
İstanbul, 23 Kasım 2009 – Türkiye’deki sedef hastalarının yaşam kalitesini ölçmeyi amaçlayan araştırma sonuçlandı. Araştırmanın sonuçları sedef hastalığının yaşamı ne kadar güçleştirdiğini ve yaşam kalitesini ne kadar düşürdüğünü ortaya koyuyor.
Sedef Hastalığının Yaratabileceği, Sosyal, Psikolojik ve Ekonomik Etkiler Araştırıldı
Kronik bir hastalık olan sedef hastalığının yaratabileceği sosyal, psikolojik ve ekonomik etkilerin daha iyi anlaşılmasını sağlamak üzere Abbott tarafından yürütülen anket araştırması, kampanya 1 Nisan – 31 Temmuz 2009 tarihleri arasında gerçekleştirildi.
Ulusal Psoriyazis Destek ve Dayanışma Derneği Araştırmayı Destekledi
Sedef hastalığı ile ilgili ilk ulusal hasta derneği olan Ulusal Psoriyazis Destek ve Dayanışma Derneği araştırmayı destekliyor. İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Derneğin Başkanı Prof. Dr. Güzin Özarmağan yaptığı açıklamada; “Sedef hastalığı basit bir cilt hastalığı değildir, kronik bir hastalıktır ve bağışıklık sistemi bozukluğudur. Tedavisi için mutlaka bir hekime danışmak gerekir“ dedi.
Açıklamasında yapılan araştırmaya da değinen Prof. Özarmağan, “bu girişim, sedefin hastaların yaşamını nasıl etkilediğini göstermesi ve böylece hekim-hasta iletişimini artırması açısından çok önemlidir. Çalışma aynı zamanda sedef hastalarının sesini topluma duyurmaktadır, bu nedenle sonuçları Dünya Sedef Hastalığı Günü’nde açıklıyor olmamız Derneğimiz açısından çok anlamlıdır” dedi.
17 Ülke 11.000’den Fazla Hasta
Türkiye ile birlikte 17 ülkede gerçekleştirilen anketin sorularını, 11.000’den fazla katılımcı yanıtladı. Her ülkede, katılımcılar tarafından isim vermeden doldurulan anket verileri ile diğer ülkelerin verileri toplanarak, sedef hastalığının şiddeti ile ilgili, hem ülke bazında, hem de uluslararası düzeyde bilgi sağlanması amaçlanıyor.
Sedef hastaları, hastalığın özgüvenlerini, duygu durumlarını ve gelecek hayallerini olumusuz etkilediğini söylüyor
Ülkemizde, Ulusal Psoriyazis Destek ve Dayanışma Derneği’nin desteklediği anket çalışmasının sonuçları şöyle:
•Ülkemizde anketi dolduran katılımcıların %52’si kadın, %48’i erkek.
•Katılmcıların %55’ini 35 yaşın altındaki yaş grubu oluşturuyor.
•Katılımcıların %52’si 10 yıldan daha uzun süredir sedef hastası olduğunu belirtiyor
•Katılımcıların %50’si cildinin görünümünden dolayı ciddi anlamda rahatsızlık ve utanma duyduğunu ifade ediyor.
•Katılımcıların %60’ı sosyal faaliyetlerinin hastalıklarından etkilendiğini belirtiyor.
•Anket katılımcılarının yaklaşık %20’si sedef hastalığının karşı cinsle ikili ilişki kurmalarına engel oluşturduğuna dikkat çekiyor.
•Katılımcıların yaklaşık %15’i hastalıkları sebebiyle iş yerinden en az 10 gün izin almak zorunda kaldıklarını belirtirken, %74’ü sedef hastalığı belirtilerinin iş yerindeki davranışlarını etkilediğini düşünüyor.
•Katılımcıların %22’si ise iş yerindeki çalışma arkadaşlarından hastalığı sebebiyle farklı muamele gördüğünü belirtiyor.
•Katılımcıların %63’ü sedef hastalığı için aldıkları tedavilerin günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkilediğini ve zamanlarını aldığını düşünüyor.
•Ankete cevap veren katılımcıların yaklaşık %44’ü hastalığın cinsel yaşamlarında sorun yarattığını belirtiyor.
•Katılımcıların %75’i sedef hastalığının yaşamdan zevk almalarını engellediğine dikkat çekerken, %60’ı gelecek hayallerinin hastalıklarından etkilendiğini belirtiyor.
•Anketi yanıtlayanların yaklaşık %68’i hastalığın zihin sağlığı ve duygu durumları üzerindeki olumsuz etkisinin farkında olduklarını ifade ediyor
•Katılımcıların %63’ü sedef hastası olmalarının kendilerinde özgüven sorunu yarattığını belirtirken, her 4 hastadan 1’i bu etkinin çok ciddi boyutta olduğuna dikkat çekiyor.
Evde hasta varsa ?

Evde hasta varsa?
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, evinde domuz gribine yakalanmış aile bireylerine bakanlar için bir korunma rehberi hazırladı.
Buna göre, evde bakılan domuz gribi hastalarının,
* Gebelik, diyabet, kalp hastalığı, astım gibi özel bir durumu olup olmadığından emin olması,
* Antiviral ilaç kullanıp kullanmaması konusunda doktora danışması,
* İşe ya da okula gitmeyip ev içinde de aile bireylerinden olabildiğince uzak kalması,
* Ateş düştükten sonraki 24 saatte evde kalması,
* Bol miktarda sıvı tüketmesi,
* Ellerini sık sık yıkaması,
* Ortak alanlarda maske takması gerekiyor.
Evde yayılmayı önlemek için:
* Hastalanan kişiden uzak kalın.
* Evdeki herkesin elini yıkadığından emin olun.
* Hastayı ayrı bir odaya yerleştirin.
* Hastaya bakan kişi sizseniz, sizden başkasının odaya girmesine izin vermeyin.
* Yüzünüze öksürmemesine dikkat edin.
* Banyo yüzeylerini ve komodinleri temiz tutun.
* Hastanın kullandığı çarşafların ve yiyecek kaplarının temizlenmeden önce kimseyle temas etmemesi gerekiyor
Yeni tekniklerle ücretsiz tüp bebek tedavisi
1. SEÇENEK!!!
CGH Tedavi Paketi Kampanyası
Anne adayı yaşı 38 ve üstü olanlar, başarısız tüp bebek tedavisi geçirenler, birden fazla düşük yaşayanlar, sizin için; tüp bebek tedavisi ile birlikte gebelik şansını artıran en ileri teknik CGH ücretsiz hediye.
Tedavi paketi neleri kapsıyor?
Tedavi 3000 TL değerindeki çiftin muayenesi, yumurta takibi, yumurta toplama, mikroenjeksiyon ve transfer işlemlerini içeren tüp bebek tedavisini ve transfer öncesi yapılacak 2000 USD değerindeki CGH genetik testlerini kapsamaktadır. Tedavi sırasında kullanılacak ilaçlar bu fiyata ve pakete dahil değildir. (Yumurtlama olmaması ya da sperm bulunamaması durumlarından birinin ya da her ikisinin de yaşanması durumunda tedavi iptal olacaktır.)
CGH Tedavi Paketi, testimizi dolduran 750. kişiye ücretsiz olarak armağan edilecektir.
Testimizi dolduran herkes, ultrasonla muayene ve ücretsiz danışmanlık kazanma şansı elde edecektir.
CGH Tedavi paketi kampanyası için tıklayınız.
2. SEÇENEK!!!
MikroIVF Tedavi Paketi Kampanyası
Açıklanamayan infertilite, orta şiddetli erkek infertilitesi, rahim ağzı problemleri ve basit yumurtlama bozukluğu problemleri yaşayanlar; daha önce aşılama dışında herhangi bir tedavi uygulanmadıysa, anne adayının yaşı 38’in altında ise sizin için; düşük doz ilaç kullanılan MikroIVF paketi ücretsiz hediye.
Tedavi paketi neleri kapsıyor?
Çiftin muayenesi, yumurta takibi, yumurta toplama, MikroIVF ve transfer işlemlerini kapsıyor. Tedavi paketinin toplam maliyeti, ilaçlar hariç 1200 TL’dir. Bu tedavi protokolünde kullanılan ilaçlar çifte göre değişmekle birlikte, mikroenjeksiyon tedavisine göre minimum ilaç kullanılmaktadır.
MikroIVF Tedavi paketi, testimizi dolduran 750. kişiye ücretsiz olarak armağan edilecektir.
Testimizi dolduran herkes, ultrasonla muayene ve ücretsiz danışmanlık kazanma şansı elde edecektir.
MikroIVF Tedavi Paketi Kampanyası için tıklayınız.
Not: Tedavi protokolü her iki tedavi paketine de uygun olmayan ve sadece ICSI (mikroenjeksiyon) tedavisi uygulanması gereken çiftler olabilir. Buna çiftin durumuna göre Maya Tüp Bebek Merkezi tıbbi ekibi karar verecektir.
Kanser hücresini ehlileştirebiliriz

“Kanser hücresini ehlileştirebiliriz”
Genlerin elektrik düğmesi gibi çalışan RNA molekülüyle kanser olduğu yerde kalacak, metastaz yapamayacak.
Yani oradan oraya zıplayan agresif kanser hücresi uysallaştırılıp hapsedilecek.
RNA interferansı yani RNA düzenleyici moleküller, onkolojide son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak görülüyor.
Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir bu gelişmeyi, “Önümüzdeki 3-5 yıl içinde RNA’ya yönelik tedavi ajanları geliştirilecek ve en önemli silahlarımızdan biri olacak” şeklinde özetliyor.
İstanbul Bilim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Demir, RNA molekülünün kanser hücresinin çalışma mekanizması açısından neden önemli olduğunu ntvmsnbc’ye anlattı.
KANSER GENLERİ KAPATILACAK
“Bugüne kadar, ‘Genetik materyal olarak DNA’dan üretilen moleküller hücrenin çalışmasını sağlar’ diye düşünüyorduk. Halbuki hücrenin genetik materyalinin kullanımını sağlayan RNA ara molekül grubu var. Son yıllarda hücrenin içinde bulunan genlerin hangisinin çalışacağını, hangisinin duracağını, hangisinin aktif, hangisinin pasif olacağını belirleyen en önemli unsurun RNA molekülleri olduğunu gördük.
Normalde hücre fizyolojik regülasyonunu yaparken bu RNA moleküllerini kullanıyor. Yani RNA molekülleri işin içine girerek, deyim yerindeyse genlerin elektrik düğmesi gibi açılıp kapanmasını sağlıyor. Bazı genleri açıyor, bazılarını kapatıyor ve hücre içinde bir armoni sağlıyor.”
Bu bilgi, kanserle ilgili bir geni kapatarak kanserli hücreyi inaktif hale getirmenin mümkün olduğu anlamına geliyor.
“Gelişmeyle, RNA molekülleri hedeflendiğinde hücrede açık olmasını istemediğimiz genleri kapatabileceğimiz fikri ortaya çıktı. Artık RNA moleküllerini hedefleyerek huysuz, saldırgan ve çevreye metastaz yapan kanser genlerini kapatabiliriz.
Yıllarca süren laboratuvar araştırmaları bunun mümkün olduğunu gösterdi. Yani RNA moleküllerini hedeflediğiniz ve doğru etkileyebildiğiniz zaman, kanserle ilgili bir geni kapatarak o hücreyi oraya hapsedebiliyorsunuz. Bunun adına RNA interferansı dendi, yani kanser genlerini kapatmak.”
GENETİK GEÇİŞ ENGELLENECEK Mİ?
Onkolojinin molekülleri geliştirmeye ve RNA üzerine yapılacak tedavileri inşa etmeye çalıştığını vurgulayan Prof. Demir, ‘Henüz klinik kullanımdan uzak bir laboratuvar verisi ama bugün kullandığımız bütün ilaçlar bir dönem laboratuvar çalışmasıydı. Bunlar çok güçlü silahlar olarak karşımıza çıkacak”diye konuştu.
Prof. Demir, kanserlerin yüzde 5 ile 10’unun genetik olduğunu belirtiyor. Örneğin, genetik geçişli bir meme kanseri hastasının, anne veya kız kardeşlerinde kanser yapan genler hapsedilirse, bu kişilerde kanser olasılığı sıfırlanabilecek mi, yani genetik geçişin önü tamamen kesilebilecek mi?” sorusuna Prof. Demir’in cevabı:
KANSER BAŞKA ORGANA GEÇEMEYECEK
“Teorik olarak mümkün ama pratik olarak henüz bu noktada değiliz. Yani RNA düzenleyici moleküller insanlarda kullanılacak ilaçlar haline getirildiğinde, bu söylediğiniz gerçekleşecek ve kanserin genetik geçişinin önü kesilebilecek.
Aynı zamanda şu da olacak; kanserli hücrede bazı genler açık olduğunda metastaz yaptığını biliyoruz. Eğer kanser hastasına o genleri kapatacak RNA tedavisi verirsek, metastazın önüne geçebiliriz. Kanser hücresi bulunduğu organda kalır ama hiç bir zaman başka bir organa geçemez. Yani RNA tedavisi sayesinde kanseri ehlileştirebilir ve uysallaştırabiliriz.”
ORGAN ALINMASI TAM KORUMA SAĞLAMIYOR
RNA molekülü kanserli hücrelerin kültür ortamlarında geliştirildi, hayvan çalışmaları sürüyor. Klinik çalışmaların da yakında başlayacağını belirten Prof. Demir, “Anne veya kız kardeşinde meme kanseri olan kadınlar memelerini ve rahimlerini aldırıyor, bu sizce doğru bir yaklaşım mı?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor:
“Kanser riski taşıyan doku veya organın alınması yönünde bir yaklaşım var, Türkiye’de de bunu uygulayan aileler bulunuyor. BRCA1 ve BRCA 2 genlerinde mutasyon olduğu zaman ailevi meme kanseri oluyor ve bu hastaların ailelerinde yaşam boyu meme kanseri görülme riski yüzde 80’lere çıkıyor. Ama bu sadece meme değil, yumurtalık veya karın içi kanseri şeklinde de olabiliyor. O nedenle memelerin alınması tam bir koruyuculuk oluşturmuyor.
KANSERİN GENETİK OLUP OLMADIĞI BELİRLENİYOR
Ayrıca korunmak amacıyla meme ve yumurtalıkların alınması çok büyük bir operasyon ve genellikle yaşam kalitesini bozacak getirileri oluyor. Mesela kadın 30 yaşında menopoza sokulduğunda kemik erimesi ve kalp hastalığı riski artar. Onun için bu yaklaşımı kural olarak ortaya koymamak, kişi ve aile bazında değerlendirmek lazım.”
Hastanın kanından kanserin genetik olup olmadığına bakılıyor. Hastada genetik mutasyon yoksa aile üyelerinin test yaptırmasına gerek kalmıyor. Aksi taktirde aile üyeleri de mutasyon açısından taranıyor ve nasıl bir takip programı oluşturulacağı belirleniyor. Test, üniversite hastanelerinde yapılabiliyor
Kasık fıtığında açık mı kapalı ameliyat mı?

Kasık fıtığında açık mı kapalı ameliyat mı?
Kasık fıtıkları açık ameliyat mı kapalı ameliyat mı yapılmalı?
Kasık fıtığım var: Açık ameliyat mı kapalı ameliyat mı olmalıyım?. Şartlar uygun ise kapalı ameliyat.
Kasık fıtıkları dünyada en çok yapılan ameliyatlardır. Fıtık ameliyatının dünyada sık yapılması, bu ameliyatın başarısı için yeterli olmamıştır. Çünkü fıtık cerrahisinde kullanılan yöntem ve yamalar hızla gelişmiş, buna karşılık sadece fıtıkla uğraşan deneyimli kişi ve merkezler ülkemizde oluşmamıştır. Ayrıca, kasık fıtığı ameliyatları, üniversite ve eğitim hastanelerinde hala asistan eğitim vakası olarak görülmektedir.
Kasık fıtığı dediğimiz zaman kasık bölgesindeki 3 ayrı yırtıktan çıkan 3 farklı kasık fıtığını aynı isim altında toplamış oluyoruz: direk, indirek ve femoral fıtıklar. Bu 3 yırtık bir birine çok yakındır ve klinik muayene esnasında hangi fıtık hangi delikten çıkmış ayırt etmek her zaman mümkün değildir. Bu nedenle konulacak yamanın 3 yırtığı da örtmesi son derece önemlidir. Kapalı ameliyat ile her 3 yırtık yerini de örtmek mümkün iken açık ameliyat direk ve indirek fıtık alanlarını örter, femoral alan açıkta kalır. Bu nedenle kapalı ameliyatlardan sonra nüks görülme riski daha azdır. Açık ve kapalı yöntem arasındaki birinci fark budur.
Kapalı ameliyat esnasında, kasık bölgesine iç taraftan bakınca, aynı anda hem sağ taraf hem de sol tarafı görebiliyoruz. İki taraflı fıtık veya diğer tarafta da fıtık şüphesi varsa, karşı tarafı içerden görme ve yırtığı onarma kolaylığı vardır.
Nüks etmiş olgularda, anatomik yapılar bozulmuş olduğundan, ikinci üçüncü onarım teknik olarak daha zor ve risklidir. Daha önceki ameliyatla orijinal anatomisi bozulmuş yapılarda cerrahi yaparken, hem sinir yaralanmaları görülebilir hem de güvenilir bir onarım sağlamak daha zor olabilir. Eğer önceki ameliyat açık yöntemle yapılmış ise, nüks fıtığın onarımının da kapalı yöntemle yapılması gerekir. Kapalı yöntem nüks olgularda çok başarılıdır.
Kapalı ameliyatın yukarda sayılan önemli tıbbi avantajları yanı sıra, estetik ve konfor açısından da açık ameliyata göre üstünlükleri vardır. Çünkü çok küçük 3 kesiden yapılır dolayısıyla ağrısız ve konforludur. Yaralar çabuk iyileşir ve kozmetik sonuç daha iyidir. Açık ameliyatlar yıllardır tüm genel cerrahlar tarafından hatta bazen heveskâr ürologlar tarafından dahi yapılmaktadır. Buna karşılık kapalı ameliyatlar laparoskopik cerrahi konusunda özel deneyim gerektirmektedir. Bu nedenle hastalar her yerde kolayca uygulama olanağı bulamayabilir. Bunun yanı sıra kapalı ameliyat kullanılan malzemeler ve yamanın cinsi nedeni ile açık ameliyata göre hala yaklaşık % 30 kadar pahalıya mal olmaktadır.
Kapalı ameliyat, fiyat farkı ve belirli merkezlerde yapılabilir olması yanında hasta konforu ve onarımın güvenliği açısından iyi bir yöntemdir. Kapalı yöntem için en ideal hastalar: çift taraflı fıtığı olanlar veya karşı tarafta da fıtık şüphesi olanlar, profesyonel sporcular, sürekli spor yapanlar, işine ve sosyal yaşama ameliyattan sonra hemen dönmek isteyenler, işi fiziki güç gerektirenler, nüks fıtıklar. Bu gerekçeler dışında, yüksek maliyet önemli değil diye düşünen herkese güvenle kapalı ameliyatı önerebiliriz.
Op. Dr. Hamdi Koçer
Konuşurken Ve Öpüşürken Kompleksten Kurtulun

Konuşurken Ve Öpüşürken Kompleksten Kurtulun
İnsan hayatında iletişim çok önemlidir. İletişim, kişinin görüntüsü, konuşması, hitap şekli, mimikleri gibi bir çok özelliğin bir araya gelmesi ile sağlanır.
İkili ilişkilerde bu daha da önemlidir. Özellikle yakın mesafe konuşmalarda kötü dişler karşıdaki kişinin dikkatini olumsuz etkiler ve kişinin ilk oluşturduğu intiba olumsuz olur. Kasın erkek ilişkilerinde bu durum daha da önem kazanır. Bakımsız bir ağzı olan partner sizi ne kadar etkileyebilir ki. Kadın erkek ilişkisinde en çok görsel etkilenme gözler ve düzgün bir gülüşü sağlayan sağlıklı dişlerdir. Bakımlı ve beyaz dişlere sahip olmak kişinin kendine olan güvenini arttırır. Bu yüzden diş estetiği sanıldığından daha önemlidir. Peki dişleri renklendiren ve sarartan etkenler nelerdir?
1.Diş bakımını yeterince yapmamak, dişleri yetersiz ya da hiç fırçalamamak
2.Çürük dişler, diş taşları
3.Sigara içmek
4.Çay, kahve ve kolalı içecekler gibi renkli maddeler içeren içecek ve yiyeceklerin tüketimi
5.Çeşitli sistemik rahatsızlıklar ve ilaç kullanımı
Kötü dişlerinin farkında olan kişi, konuşurken veya gülerken daima ağzını kapatma ihtiyacı duyar, gülmekten çekinebilir veya yüz görünümümüzü saklamaya çalışarak komplekse girebilir. Bu da kişinin sosyal ve kişisel ilişkilerinde çok ciddi sorun teşkil eder.
Dişleri beyazlatmak mümkün müdür ve nasıl yapılır?
Öncelikle diş rengini değiştiren yukarıda saydığımız etkenlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Günümüzde bembeyaz dişere sahip olmak artık çok daha kolaydır. Kişinin diş yapısı ve var olan problemine göre beyazlatma yöntemi belirlenir. Genel diş bakımı yapıldıktan sonra diş rengini açan bir madde ile dişler klinikte yaklaşık iki saatte beyazlatılır. Dişlerdeki bu beyazlık eğer gerekli özen ve bakım gösterilirse uzun yıllar korunur.
Hepimiz reklamlardaki gibi bembeyaz dişlere özeniriz, o dişlere sahip olmak artık bizim elimizde.
Çocuğunuza odaklanmış ilgi gösterin

Çocuğunuza odaklanmış ilgi gösterin!
Çocuğunuzla geçirdiğiniz zaman ne kadar kaliteli? İlginiz gerçek mi?
Hep duyduğumuz; konuştuğumuz bir konudur: çocuğa gösterdiğimiz zamanın miktarının çok olması değil içeriğinin iyi olması önemli. Amaç kaliteli – nitelikli zaman geçirmek. Anne babalarda -yoğun çalışıyor olsalar da- buna dikkat edildiğini görüyorum. Herkes çocuğuna vakit ayırmak ve onunla birşeyler yapmak istiyor mutlaka.
Bu konuyu biraz daha derinleştirmek ve farklı noktalara dikkat çekmek istiyorum. Çocuklarımızla nitelikli zaman geçirmek için; hatta bazen bunun kaygısını da taşıyarak ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Aktivite kitapları, sofisitike oyuncaklar… Bir keresinde bir baba; “Oğluma ne önerirsem önereyim, o benimle atçılık oynamak istiyor!” demişti. Amacımız elbette çocuklarımıza bir şeyler katmak, onların gelişimini desteklemek olabilir ama birlikte geçirilen zamanın keyifli olması, çocuğun eğlenmesi de bir o kadar önemli sanırım. Çünkü çoğu zaman asıl ihtiyaç anne ve babayla olmak, konuşmak, paylaşmak zaten. O yüzden onları gözlemleyip, ne istediklerini ve neye ihtiyaçları olduğunu farketmek ve buradan başlamak önemli diye düşünüyorum.
Bununla beraber, anne babalar olarak kendimize de dönüp bakmak lazım. Çocuğumuza ne kadar “gerçek ilgi” gösteriyoruz? Çok yoğunuz. Aynı anda her yerde olmaya çalışıyoruz. Ama maalesef hiçbir yerde tam anlamyla olamıyoruz. Ve kaybolup gidiyoruz…Çoğu zaman, çocuklarımızla birşeyler yapıyoruz; fiziken yanlarında oluyoruz ama kendimiz başka yerlerde olabiliyoruz! Mesela; ofiste bıraktığımız işlerde, ertesi günkü “to do liste”lerimizde, sonrasında hazırlanacak yemekte, ya da “şu saati geçireyim de, ayağımı uzatıp dinleneyim de!” İşte odaklanmış ilgi göstermekten kastım tam da bu: Çocuğumuzla birlikte olup, onunla bir şeyler yaparken %100 onunla olmak. Fiziken, beynen, ruhen. Ne yapıyorsak tamamıyla içinde hissetmeliyiz kendimizi. Biz böyle olursak çocuğumuz da aynen katılır ve çok da fazla paylaşım olur. Bunu gözlerinden,sesinden, bedeninden anlarsınız. Artan heyecanını; hevesini, mutluluğunu görürsünüz…
Odaklanmış ilgi farklı şekillerde gösterilebilir. Bu yeri geldiğinde sadece gözlerinin içine bakıp onu dinlemek; onun dünyasının içine girmektir. Yeri geldiğinde arabada, yemekte yapılan ve tamamıyla çocuğun gündeminin paylaşıldığı bir konuşmadır. Yeri geldiğinde çok eğlenilen bir oyundur, gezmedir, tozmadır, kitaptır…Çocuğunuzu siz en iyi tanıdığınıza göre, bu ilgiyi en iyi nasıl verebileceğinizi, dahası onun bunu en iyi nasıl hissedebileceğini siz bilirsiniz.
“Zaten hayatımızın odağı çocuklarımız oldu, yaptığımız her şey onlara odaklı.” diye düşünebilirsiniz. Bunun doğru olmadığını, hayatınızın bir bütün olduğunu ve anne baba olmak dışında birey olduğunuzu unutmamanız gerektiğini hatırlatmakta fayda var. Kilit nokta onların çevresinde bir dünya kurmak değil, onların dünyasnı anlamak dinlemek ve o dünya içinde yer alabilmek. İşte bu yüzden her şeyi bir tarafa bırakıp, tamamen ona odaklanacağımız zamanlara ihtiyacımız var.
Şunu da unutmamak lazım; günlük yoğunluklar içinde çocuklarımız için çok şey yapıyoruz: yemek pişiriyoruz, sofra hazırlıyoruz, çamaşırlarını yıkıyor, ütülüyor, kaldırıyor, ödevlerine yardım ediyoruz; bir yerlere götürüp getiriyoruz. Bu ve benzeri her şey onlar için yaptığımız; aslında bizim görevlerimiz; sorumluluklarımız olan şeyler… Peki onların içindeki bireyi geliştirmek; aramızdaki ilişkiyi güçlendirmek için neler yapıyoruz? Bunu farketmek gerçekten önemli.
Bir şeye zaman harcarken sorun kendinize: “Şu an çocuğum için şeyler yapmakla mı meşgulüm? Yoksa çocuğumun kendisiyle mi?” Ya da “Yaptıklarım görev listemle mi ilgili, yoksa çocuğumun içinde büyüttüğüm insanla mı?” Her ikisi de olmalı tabii ama eminim mutlu bir çocuk; düzenli bir oda, ütülü bir giysi, eksiksiz yapılmış bir ödev ve dolu bir buzdolabından çok daha değerli…


