islamda Akraba ziyaretinin önemi
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
islamda Akraba ziyaretinin önemi

Akraba ve yakınları ziyaret etme, hallerini ve hatırlarını sorma, gönüllerini alma anlamında bir İslam ahlâkı terimi.
İslam’da insanlar arası ilişkilere önem verildiği gibi özellikle yakınlardan başlayarak anne ve babanın ve sırayla diğer akrabaların ziyaret edilip gözetilmesi prensibi son derece önemlidir.
Halit b. Zeyd (Ebu Eyyüb el-Ensarî) hazretlerinden rivayet edildiğine göre bir adâm Hz. Peygamber’e gelerek: “-Yâ Rasûlallah; beni Cennete sokacak bir ibadet söyler misiniz?” dedi… Rasûlüllah şu cevabı verdi:
“Allah’a ibadet eder ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahm edersin” (Buharî, Zekât, 1).
Peygamber Efendimizin bu kadar önemle üzerinde durduğu ve yapıldığı zaman müslümanların Cennete girmelerine sebep olacağını haber verdiği sıla-i rahim; her türlü hayır işlerinde akraba ve yakınların görülüp gözetilmesidir. Gerek âyetlerde, gerek hadislerde, bunun, namaz, zekât gibi farz ibadetlerden hemen sonra zikredilmesi, İslâmdaki önemini göstermektedir. Alimler sıla-i rahimde bulunmanın vacib olduğu görüşündedirler. Bunun, terkedilmesi, yani akraba ve yakınlarla olan ilgisinin kesilmesi, büyük günâh sayılmıştır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
“Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının” (en-Nisâ, 4/I);
“Onlar ki Allah’ın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler (akrabalık bağlarını devam ettirirler ve iyilikte bulunurlar); Rablerine saygı beslerler ve kötü hesaptan korkarlar…”;
Fakat Allah’ın tevhit akidesini kabullendikten sonra onu bozanlar ve Allah’ın bağlanmasını emrettiği bağları koparanlar (akrabalık bağlarını kesenler) ve yeryüzünü fesada verenler var ya; işte bunlar, lânet onlara ve yurdun kötüsü Cehennem de onlara” (er-Ra’d, 13/21, 25).
Ayet ve hadislerde geçen “rahim” (akraba) sözünün hangi derecede akrabaları içine aldığı hususunda farklı görüşler vardır. Bazılarına göre kendileriyle evlenilmesi haram olanlar; bazılarına göre vârisler akraba sayılır. Bazı âlimler de, mahrem olsun olmasın, kişinin bütün yakınları akraba (rahim) dir demişlerdir. Bu son görüş, toplumsal yardımlaşma bakımından daha kapsamlıdır.
Allah (c.c) ve Peygamberi (s.a.s), akrabanın görülüp gözetilmesini emrettiklerine göre, bunun nâsıl yapılacağını iyi bilmek gerekir.
Sıla-i rahmin birkaç derecesi vardır. En aşağı derecesi akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak; karşılaştığımızda selâmlaşmayı, hal hâtır sormayı ihmâl etmemek; dâima kendileri hakkında iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemektir. İkinci derece de ziyâretlerine gitmek ve çeşitli konularda yardımlarına koşmaktır. Bunlar daha çok bedenî hizmetlerdir. Özellikle yaşlıları zaman zaman yoklayarak, yapılacak işleri varsa onları takib etmek kendilerini sevindirecektir. Sıla-i rahmin üçüncü ve en önemli derecesi akrabalara malî yardım ve destek sağlamaktır.
Bu yardımlar herkesten beklenemez. Hasta ve yatalak bir kişiden akrabasını ziyâret etmesini istemek anlamsızdır. Fakir birisinden de başkalarına mâlî yardımda bulunmasını beklemek de yanlıştır. Yalnız zengin, hali vakti yerinde bir müslümanın, sadece ziyâret ve hal, hatır sormakla bu görevi yerine getirebileceği de söylenemez. Böyle zengin birisi için sıla-i rahim, yoksul akrabalarına elinden geldiğince malî destekte bulunmaktır. Bu destek ödünç para vermekle olabileceği gibi; karşılıksız mâlî yardımlar şeklinde de olabilir. Şu halde, yakınları görüp gözetmek deyince, yukarıda belirtilen üç derecedeki yardımdan hangisine güç yetiniyorsa, onun yapılması anlaşılmalıdır. Yapabileceği görevi yapmamak müslümanı bu konuda sorumlu kılar. Yukarıdaki âyet-i kerimede, Allah Teâlâ’nın bu görevi yerine getirmeyenlere yönelttiği lânet unutulmamalıdır. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: Her Cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allah’a arz olunur: Yalnız sıla-i rahimde bulunmayanların amelleri kabul olunmaz” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 484).
Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
” Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin” (Buharî, İlim, 37; Müslim, İmam, 74-77).
“Akrabalık, Arş’ta asılıdır. Der ki: “-Beni gözeteni Allah gözetsin; beni terk edeni Allah terk etsin” (Müslim, Birr ve Sıla, 17);
“Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse Cennete giremez” (Buhari, Edeb, 11);
“Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin” (Buhari, Edeb, 12);
“Ey insanlar, birbirinize selâm verin, akrabanızı gözetin, yemeği yedirin! Geceleyin insanlar uyurken namaz kılın ki selâmetle Cennete giresiniz” (Tirmizî, Et’ime, 45).
“Yoksula yapılan sadaka bir sadakadır. Bu sadaka akrabaya yapılmışsa iki sadaka demektir. Biri sadaka, diğeri sıla-i rahimdir ki bu da sadaka sayılır” (Tirmizi, Zekât, 26).
Akrabalarımız, özellikle hala, teyze, amca, dayı, gibi yakınlarımız aileden sayılır. Onları kendi yakınlarımız bilerek davranışlarımızı ayarlamakta büyük faydalar vardır. Rasûlüllah (s.a.s): “Teyze, anne yerindedir” (Tirmizi, Birr, 5) buyuruyor. Amca da baba yerindedir. Bu kadar yakın olan kişilere karşı yerine getirilmesi gereken bazı ahlâkî görevlerin bulunması tabiidir. Bu görevler arasında olan ziyaretlere özel bir yer ayrılmalıdır. Aşağıda anlatılacak genel ziyaret kurallarına uyarak yakınları, başta bayramlar olmak üzere, zaman zaman ziyâret etmek, mümkünse hediyeler götürmek güzel bir davranıştır. Yapılan ziyareti iâde etmek de gerekir. Müslümanı ziyarete gelene gitmemek aradaki bağların daha çabuk kopmasına sebep olmaktır.
Ziyaretler akrabalar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirir. Dargınlıkları sona erdirir. Sevinç ve üzüntülerin karşılıklı paylaşılmasına, sıkıntılara birlikte çareler aranmasına vesîle olur. Özellikle yaşlılar toplumda yalnız kalmadıkları, çevrelerinde kendilerini seven, arayıp soran insanların bulunduğu inancı ile son yıllarını huzur ve mutluluk içinde geçirirler.
Sıla-i rahim konusunda dikkat edilecek hususlârdan biri de şudur: İyilik, karşılık bekleyerek yapılmamalı, sadece görüp gözeten yakınlara karşı sıla-i rahimde bulunulmamalı; aksine, unutan, akrabalık bağlarını koparanlara karşı da bu görev yerine getirilmelidir. Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:
“İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir” (Buharî, Edeb, 15).
İyilik her durumda düşünülmeli ve yapılmalıdır. Yoksul ve güçsüz iken iyilik ve yardımdan söz edip, zengin ve güçlü duruma yükselince başka türlü davranmak, fesâd ve ahlâksızlıktan başka bir şey değildir.
Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
Demek idâreyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yer yüzünde fesad çıkaracak, akrabalık bağlarını bile parçalayıp keseceksiniz öyle mi? Onlar öyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden kovmuş da duygularını almış ve gözlerini kör eylemiştir. (Muhammed, 47/22-23).
Şâmil İA
islamda miras paylaşımı
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
islamda miras paylaşımı

Mirasta erkeğe kadına verilen miktarın iki katı verildiğini söyleyerek kadına haksızlık yapıldığını iddia ederler. Halbuki İslamiyet’te kadın erkek mirasta eşit pay alırlar. Anne, baba, dede, nine… kadın erkek oldukları halde eşit pay alırlar.
Sadece kız ve erkek kardeşlerde kız kardeşe erkek kardeşin yarısı kadar verilir. Burada sanki bir haksızlık varmış gibi gözükmektedir. Fakat, örneğin baba vefat etse babanın üç dairesi olsa kız kardeş bir erkek kardeş iki daire alırlar. Kız kardeş bir erkekle evleneceği zaman kız kardeşin bir dairesiyle evleneceği erkeğin ailesinden kendisine miras kalan iki payı bir araya gelince toplam üç payları olur. Erkek kardeşinde kendi iki payıyla beraber bir kızla evlenirken evleneceği kızın bir payıyla beraber onlarında toplam üç payı olur. Ayrıca erkek kardeş evleneceği kıza mihir verir.İSLAMDA BAŞLIK PARASI YOKTUR , MİHİR KADINA BOŞANMA VUKU BULURSA BİR SOSYAL GÜVENLİK OLSUN DİYE – SİGORTA- VERİLİR! Böylece iki dairesi erimeye başlar. Yine erkek kardeş hayatları boyunca evleneceği kadın ve çocuklarının nafakasını (yiyecek, yatacak, yakacak…) karşılamak zorundadır. İki dairesi erimeye devam eder. Halbuki kız kardeş mihir alır. Ayrıca hayatı boyunca kendisine ve çocuklarına erkek bakmak zorundadır. Kendi bir dairesini ise ailesine harcamak zorunda değildir. O dairesi onun harçlığıdır; satar, bağışlar, kiraya verir… İsterse kocasına da verebilir.
Kız kardeşe erkek kardeşe verilen miras miktarının yarısı verilmiştir. Anne, baba, dede, nine … eşit pay alırken kız kardeş ile erkek kardeşte sanki haksızlık varmış gibi gözükür.
Miras : 3 daire
Erkek kardeş Kız kardeş
2 1
1-) Kız kardeş Erkek 2-) Kız Erkek kardeş
1 2 1 2
evleniyor + = 3 3= + evleniyor
Mihir, Nafaka (+) Mihir, Nafaka (-)
Görüldüğü gibi erkek kardeşe çok miras payı verilmesinin sebebi onun toplum içindeki ağır sorumluluğundan dolayıdır. Erkek kardeş aldığı iki payı hep harcayacak , hep eksilecektir. Kız kardeş ise aldığı bir payın yanında mihir, nafaka alacak. Malı artacaktır. Bir payı da kendinin olacaktır. Görüldüğü gibi ilk başta erkek kardeş fazla pay alır gibi görünürse de iş alınan payların dağılımına kullanılmasına gelince kız kardeşin az payı ile erkek kardeşinden daha fazla imkan olanak paya sahip hale geldiği görülmektedir. Erkek kardeşe ailesine -Eşine – verilmesi için fazla verilmiştir. Zamanla bu oran kız kardeş lehine değişmektedir.
- Cam silici çocuklar pistten uzak tutulacak.
- Yine startta bekleyen arabaların arasına, trafik tıkalı zanneden sucu, kağıt helvacı, simitçi gibi seyyar satıcıların girerek sürücülere satış yapması engellenecek.
- Piste kati surette hız engelleyici tümsek konmayacak.
- Pistin çevresinde büyük veya küçük baş hayvanların, sürücülerle virajı aldığında karşı karşıya gelmesine engel olunacak.
- Seyircilerin bir kaza anında piste fırlayıp, kazma, kürek ve levyelerle sürücüyü yaka paça arabadan çıkarmalarına engel olunacak.
- Pitstoplarda duran otomobillere kapkaççıların yaklaşmasına izin verilmeyecek.
- Starttan önce otomobillerin başında bekleyen Pist Bebeklerine “Yavrum hepsi senin mi?”, “Bebek akşam boş musun?” gibi tacizlerde bulunanlar kesin diskalifiye edilecek.
- Otopark mafyasının, pistin etrafındaki 10 kilometre çapındaki alana girmesine kolluk kuvvetleri engel olacak.
Akraba Evliliği
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
Akraba Evliliği

Akraba evliliği sakat doğum sebebiyse, İslâm akraba evliliğini neden yasaklamamıştır?
İslâm bir incelik ve hassasiyet dini olarak mensuplarının hayatlarının bütün evlerini kuşatır ve her alanla ilgili takılacakları her sorunun cevabını verir niteliktedir. Bu yönüyle karşımıza bir çok yerde şu soru çıkabilir: İslâm dini insanları şüpheli olan şeylerden bile men etmiştir. Öyleyse, akraba evlilikleri sakat doğumlara sebep oluyorsa İslâm akraba evliliğini neden yasaklamamıştır?
Sakat doğuma akraba evliliği değil, hastalık (kan uyuşmazlığı, ırsî hastalıklar…) sebep olur. Yani her akraba evliliği sakat doğuma sebep olmaz, sakat doğuma sebep olan hastalıklardır, hastalık akrabada olsun veya olmasın fark etmez.
Akraba olmazsa bile, hastalık sebebi taşıyan her insan sakat doğuma sebep olur. Ama akraba olduğu halde hastalık sebebi taşımayan insan sakat doğuma sebep olmaz. O halde yasak olan hastalık sebepleridir (kan uyuşmazlığı…), akraba evliliği değil.
Kur’ân’ın âyetlerinden herkesin ilk planda anlayacağı tek şey şudur: “Eğer istiyorsan ve munasib ise amcanın, halanın ya da teyzenin kızı ile evlenebilirsin” yok eğer istemiyorsan Allah’ın emrettiği evlilik talimatlarının dışına çıkmış olmazsın…
Akıl sahibi her insanın fark edeceği ve bakanların da gayet açık ve net şekilde görebileceği gibi, âyette illa da akraba ile evleneceksiniz diye bir kayıt yok… Böyle bir kayıt olmadığı gibi evlenmeyin diye bir kayıt yok… Zaten her akraba evliliği de sakat doğuma sebep olmaz! İlginçtir “Kanal 7” televizyonunda bu konuyla ilgili enteresan bir haber çıkmıştır. Habere göre, tüm köy akrabadır ve hiç sakat doğum yoktur, bir sakat doğum vardır, o da dışarıdan bir kızla evlenen gencin çocuğu!
Kaldı ki, bize göre insanlar bir kadın ve bir erkekten türemiş ve temelde bir çekirdek aileye dayanır. Ve hepsi uzun zaman geriye gidildiğinde akraba çıkar. Akraba evliliklerinde %100 problem çıkacak diye bir kayıt yok ki, Resulullah da yaptığı evliliklerinde akraba evliliğinden ziyade, yabancılarla evlilik gerçekleştirmiştir.
Ayrıca şu muhakkak ki, Allah isteseydi Hz. Adem’le Havva’nın çocuklarının evlenmesini yasaklayıp, ikinci bir Adem ve Havva yaratır ve onların çocuklarının birbiriyle evlenmesini emredebilirdi. Ancak ikiz doğan Adem ve Havva’nın çocuklarının, diğer ikizler ile evlendirilmesine izin vermiş ve hepimizin soyu Adem ve Havva’ya dayanmıştır.
Bu gün bile, dünyada bu kadar ırk sebepli savaş olduğunu göz önünde bulunduracak olursak, öyle olsa Allah bilir nasıl bir ırkçılık ortaya çıkardı
Kur’an Allah (c.c.)’ın Sözüdür , ALLAH in Sözleri , Kur’an ve onemi , Kur’an hakkinda
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
İnsanın Doğumu
Yaratılıştaki Çiftler
Evrenin Genişlemesi
Parmak İzindeki Kimlik
Demirdeki Sır
Evrenin Varoluşu
Anne Sütü
Zamanın Göreceliği
Göklerle Yerin Birbirinden Ayrılması
Kur’an’ın Matematiksel Mucizeleri
Kur’an’ın Gelecekle İlgili Haberleri
Dağların Görevi
Yörüngeler
Yağmurdaki Ölçü
Denizlerdeki Karanlık ve İç Dalgalar
Dünyanın Yuvarlaklığı
Korunmuş Tavan
Aşılayıcı Rüzgarlar
Hareketlerimizi Yönlendiren Bölge
Yağmurun Oluşumu
Atmosferin Katmanları
Geri Döndüren Gök
Denizlerin Birbirine Karışmaması
Sonuç: Kur’an ALLAH (Celle Celâluh.)’ın Sözüdür.
CEHENEME GÖTÜRÜLME , Cehennem Hakkinda , Cehennemin Onemi
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
Cehennem… ALLAH’ın “Kahhar” (Kahredici), “Cebbar” (istediğini zorla yaptıran), “Muntakim” (intikam alıcı) gibi isimlerinin sonsuza dek tecelli edeceği bu yer, insana her yönden acı vermek için özel bir yaratılışla yaratılmıştır. Kuran ayetlerinde cehennem yaşayan bir canlı gibi tasvir edilir. Bu canlı, inkarcılara karşı öfke, nefret, hınç ve istekle doludur. Yaratıldığı günden beri, sabırsızlıkla, Yaratıcımızı inkar eden kafirlerden intikam almayı beklemektedir. Cehennem, ayetlerde belirtildiğine göre, insana delicesine susamıştır. Kafirlere olan nefretinden çılgına dönmüştür. Yalanlayanları gördüğünde öfkesinin şiddetinden parçalanacak gibi olur. Bu ateşin yaratılışının tek amacı vardır; kahredici bir azap vermek. O da görevini yapacak, acıların en büyüğünü verecektir.
İnkar edenler, ALLAH’ın huzurunda hesaba çekildikten sonra kitaplarını sol yanlarından alırlar. Bu an, sonsuza dek içinde kalacakları cehenneme sürülecekleri andır. Kafirler için hiçbir kaçış imkanı yoktur. Hazır bulundurulan milyarlarca insanın yarattığı mahşer kalabalığı kafirler için bir kurtuluş ya da gözden kaçma imkanı yaratmaz. Kimse bu kalabalığın arasına karışıp kendisini unutturamaz, kaybettiremez. Cehennem ehlinin her biri, kendisi için görevlendirilmiş bir şahit, bir de sürücü melekle gelir:
Sur’a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.
(Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir.
Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.
Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: “İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey.”
Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine,
Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi,
Ki o, ALLAH’la beraber başka bir ilah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın. (Kaf Suresi, 20-26)
İşte kafirler bu korkunç yere doğru yüzüstü sürüklenerek götürülürler. Kuran’ın ifadesiyle “bölük bölük” cehenneme doğru sevkedilirler. Ancak daha ulaşmadan, uzaktan cehennemin korkusu yürekleri sarar. Çünkü cehennemin dehşet verici homurtusu ve uğultusu uzaktan duyulur:
… kaynayıp-feveran ederken onun korkunç homurtusunu işitirler. Öfkesinin şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak… (Mülk Suresi, 7-8)
Bir başka ayette geçen bir ifadeye göre de, ateş, inkarcıları “uzak bir yerden görür” ve “gazablı öfke”ye kapılır.
Ayetlere göre, inkarcılar, dirilişle birlikte başlarına gelecekleri hissetmeye başlarlar. Boyunları aşağılanmaktan ve utançtan ötürü bükülmüştür. Başları düşmüş, dostsuz, yardımcısız kalmış, gururları kırılmış, çökmüş durumdadırlar. Utançlarından dolayı başlarını kaldırmadan gözlerinin ucuyla bakarlar. Bir ayette şöyle denir:
Onları görürsün; zilletten başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: “Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini, hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır” dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir azab içindedirler. (Şura Suresi, 45)
Andolsun Rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız. Sonra, her bir gruptan Rahman (olan ALLAH)a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız. Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz. Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır. Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz. (Meryem Suresi 68-72)
Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise. O, ALLAH’ın gördüğünü bilmiyor mu? Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz; O yalancı, günahkar olan alnından. O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız. (Alak Suresi, 13-18)
İSA ALEYHİSSELAMIN MUCİZELERİ , İSA ALEYHİSSELAM , İSA ALEYHİSSELAM Hakkinda
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
* ÖLÜLERİ DİRİLTİRDİ.
* ANADAN DOĞMA KÖR OLANLARI SAĞLAMLAR GİBİ GÖRDÜRÜR, BİR CİLT HASTALIĞI OLAN BARAS İLLETİNİ İYİ EDERDİ. ELİYLE HASTAYA DOKUNDUĞUNDA HASTA İYİ OLURDU. ELİYLE MESH ETMEK SURETİYLE HASTALARI TEDAVİ ETTİĞİ İÇİN KENDİSİNE İSA-İ MESİH DENDİ.
* UYKUDA İKEN YANINDA HER KONUŞULANI VE YAPILANI BİLİRDİ.
* ÇAMURDAN KUŞ YAPIP ÜZERİNE ÜFLEYİNCE ALLAHU TEALA’NIN İZNZYLE CANLI KUŞ OLURDU.
* NE ZAMAN İSTESE ELLERİNİ KALDIRIP DUA EDİNCE, O ANDA YEMEK VE MEYVELER ÖNÜNE GELİRDİ.
Beyruttan izlenimler , Beyrutun onemi , Beyrut Hakkinda , Beyruttan izlenimler e bakin
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
.
Öldürülenlerden sadece 25 Hizbullah militanı ve 20 Lübnan askeri, gerisi güney de yaşayan Lübnan lı yoksul sivil halk. Peki neden İsrail sadece Güney’ i bombalıyor da Kuzey e tek bir mermi bile düşmüyor? Nedir bu İsrail ayrımı? Altında yatan nedenler nedir? Neden-sonuç larını sorguladığımızda aslında bir çok neden bulunuyor! Basınımızda hep İsrail in hizbullah mevzilerini bombaladığına dair haberler yayınlanmakta, bizde bunun aslında gerçeği yansıtmadığını belgeleri – neden-sonuçları ile sorgulamak ve halklarımıza-Savaş karşıtlarına sunmak istiyoruz
GÜNEY
Güney de daha çok uzun yıllar Lübnan iç savaşı ve Lübnan-İsrail savaşında savaşmış yada karşı saldırıya mağruz kalmış islami eğilimleri olan ve en önemlisi de ülkenin en yoksul kesimi yaşamakta, zaten bu bölgede hizbullah zekat adı altında hemen hemen her haneye az da olsa maaş bağlamış ve sürekli kendisine yakın yardım kurumları vasıtası ile gıda yardımlarında bulunuyor, bu yardımların çoğunluğu da tabii ki iran ve Suriye den geliyor.
Hizbullah yanlısı milletvekillerinden 4 tanesi bu bölgeden meclise girmiş bulunmaktadır. Hizbullah ve diğer bir çok islami yada sol örgütler genelde güney de etkin çalışmalar yapmakta ve halka özellikle de emek siyaseti üzerinden gitmektedirler. Zaten güney de çok yoğun CHE ve CHAWEZ posterleri ve onlara atfen övücü sloganlar bulunmaktadır, özellikle de Latin Amerika da gelişen her anti-amerikan cı hareket ve etkinlik bölgede yoğun ilgiyle izlenmek te ve alkışlanmaktadır. Şuana kadar ki İsrail saldırılarında yakılan-yıkılan ve katledilen insanların çoğunluğu güney de yaşayanlardır. Güney deki ana yolların tamamı tahrip edilmiş durumda, karayoluyu ile yolculuk güney de nerdeyse imkansız durumda. Güney deki tüm elektrik-su depolarıda yine aynı şekilde tahrip edilmiş durumda, buda zaten İsrail in geröek amacının niyetini açıkça ortaya koymaktadır, en dikkat çekici ayrıntı da: İsrail güney deki tüm süt üretim çiftliği ve paketleme işletmelerini ilk hedef olarak seçmiş olmasıdır. Güney de ciddi bebek ölümleri ve hastalıkları yaşanmaktadır. Görüştüğümüz doktorlar acil bebek maması, ilaç, bebek bezi ve süt ihtiyacı karşılanmazsa bebek ölümlerinin artacağını belirtiyorlar ve acil yardım talebinde bulunuyorlar. Görüşlerini aldığımız Dr.Hasan Yakup; İsrail bilinçli olarak özellikle yeni doğmuş bebekleri ve çocukları topyekün sessizce imha edenve özürlü bırakan saldırılar yaptığını ve bu saldırı politikasında başarılı olduğunu iddia ediyor
Güney de kadın ve çocuklar saldırılarda en çok etkilenenlerin başında geliyor, kaldıki saldırılarda öldürülenlerin büyük bir kısmı kadın ve çocuklara ait. Bölgede ciddi gıda, su, süt, yangın söndürme cihazı, battaniye, ilaç, ve enkaz kaldırma araç gereçlerine acil ihtiyaç var
Şuan itibari ile güney sivillerden tamamen boşalmış durum da ve güney de yaşayan halkın tamamı mülteci durumunda kendi ülkelerinde
KUZEY:
Kuzey de yoğun olarak varlıklı hristiyanlar ve Avrupa dan gelmiş varlıklı bir kesim yaşamaktadır, özellikle de turizm alanında öne çıkan bir bölgedir. Güney de saldırolar tüm hızıyla sürerken ve insanlar öldürülürken kuzey de insanlar denize girmekte, plajlar da ve barlar da dans etmekte, ve umursamaz bir dirençle ekranlardaki Beyrut güney saldırılarını izlemekte, savaşın acımasız yüzüyle hesaplaşmaktan ısrarla ve duyarsızca kaçınmaktalar. Sanki savaş binlerce kilometre uzak bir kıtada yaşanıyormuş gibi renkli magazinsel hayatlarına tam sürat devam etmektedirler. İsrail kuzey e dokunmamakla aslında ülkede ciddi bir kamplaşma ve gerginlik hedeflemekte ve bir diğer nedende savaşta emek-sermaye çelişkisi ekseninde yoksulları hedefleyerek zengin varsıllara ayrıcalık tanımaktadır. 1967-1980 dönemindeki İsrail Lübnan savaşında kuzey deki bir çok varsıl aile ve hristiyan aile israile sığınmıştı. Tercihlerini İsrail den yana koymuşlardı o dönemdeki varsıllar. Savaşın acımasız yüzü bir kez daha yoksulları vurmakta ve hedef almakta, ve savaşlarda en ön saflarda çarpışan askerlerde yine yoksul çocuk ve gençlerden oluşmaktadır..
Aklımıza Demyan Bedniyin şiiri geliyor:
Savaşa gitmemiz buyruldu
Bizden dendi yardım bekliyor müttefik uluslar
Ama en önemli şey unutuldu:
Kimin cebine girecek banknotlar?
Savaş kimisi için hayatla ödenen bir fatura
Milyonluk kazançtır kimisine
Çoçuklar, daha ne kadar -
Katlanacağız bu ağır işkenceye?
İsrail in hizbullah ve diğer örgütlerin kamplarını bombaladığı yönündeki iddialar tamamen yalan ve gerçek dışıdır. Bunu gerek İsrail gerekse hizbullah-Lübnan ın resmi kayıp açıklamalarında açıklıkla ortaya koymaktadır. Aslında filler tepinmek te çimenler ezilmektedir misali olan sivil halka olmakta ve öldürülen yaralanan sivil halk olmaktadır
Yoksullar savaşın en acımasız yüzüyle tanışmakta ve öfkeleri bıçak gibi bilenmekte sınanmaktadır
Aslında bu savaşın tüm bölgeyi yangına çevireceğine dair belirtilerde hızla ortaya çıkmaya başladı ve bölgenin dünyadaki onlarca İslamcı militanın cihad savaşacağı bir alan haline gelmeye başladığını söyleyebiliriz. Başta İran ve Filistin olmak üzere dünyanın birçok yerinden İsrail’e karşı savaşmak için bir gönüllü seferberliği başladı. İran’ın başkante Tahrah’da toplanan bir grup gönüllü, askeri elbiselerini de giyerek İsrail’e savaşmak için gönüllü oduklarını ve Hizbullah saflarına katılmak için girişimlerde bulundukarını açıkladı. Daha önce de Filistin’in Gazze ve Batı Şeraia bölgesinde onbinlerce Filistinli Hizbullah’a destek yürüyüşleri yapmış ve birçok Filistinli de Hizbullah saflarına katılıp israil’e karşı savaşmak üzere Filistin makamlarına başvuruda bulunmuştu. Yine aynı şekilde Hamas ve Fİlistin Cihadın da aralarında bulunduğu Filistin direniş hareketleri geçen gün Şam’da yayınladıkları ortak bir deklarasyonla bütün Filistinli savaşçıların Hizbullah komutası altında İsrail’e karşı savaşmak için hazır olduklarını ilan etmişlerdi. Söz konusu örgütler arasında sosyalist örgütlerden FHKC ve FDHKC de bulunmaktadır. Tahran’da toplanan 200 kadar gönüllü Türkiye ve Suriye üzerinden Lübnan’a geçmeyi planlamaktadır. Gönüllülerin silahsız olarak yola çıkacakları belirtilirken bu gönüllülere Türkiye makamlarının izin verip vermeyeceği henüz bilinmemektedir. Gönüllüler adına açıklama yapan Öğrenci Adelet hareketi Emir Celilinejad isimli bir gönüllü “Biz İran’dan yola çıkan ilk gönüllü dalgasıyız. İran’dan ve İran dışındaki bir çok ülkeden de gönüllüler gelecektir. Biz Hizbullah’ı yardımsız bırakamayız” dedi.
Gönüllüler arasında yer alan 72 yaşındaki Hasan Honavi adlı yaşlı bir İranlı da “Rabbim bana bu günü takdir etti ve beni bugüne sakladı” diyerek gönüllüler arasında katıldı. “Hizbullah kardeşlerimiz orada yalnız başına siyonist düşmanla savaşırken biz burada duramayız!” diyen 21 yaşındaki Said Kumeyl Baradaran adlı bir başka gönüllü de “Şayet biz Lübnan’da şehid olursak cennete gideceğiz. Bu, müslüman olarak bizim için bir görevdir” sözleriyle Lübnan’da savaşıp şehid olma arzusunu dile getirdi…
Savaş tamtamları tüm şiddetiyle çalmakta ve sessiz çığlıklar yankılanmaya devam ediyor Beyrut’ ta…Sesimize ses olun diyor beyrut’ lular…Shaloom, Salam, Barış diyor…
Beyrut’ta bir sabah,
Ve ben içi boşalmış bir mermi kovanıyım ezik!
Sırtımda yanık kokusu geçmişin,
Sessizliğim intifada!
Bu sabah, ben Beyrut’ta
Kimsesiz bir çocuğum kucaklanmayı bekleyen!
Hedefsiz iki füze bakışlarım,
Yüreğimde uzak mesafeli abluka!
Ve ben artık Beyrut’un ta kendisiyim!
kan ağlıyor yüreğim…
İçimdeki her patlama bir haykırış;
“SHALOM, SALAAM, BARIŞ”
Rusların ünlü romancısı ,Tolstoyun peygamberimize ilgisi, olduğunu biliyormuydunuz
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
Muhammed her zaman Evangelizmin (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı ALLAH saymıyor ve kendini de ALLAH ile bir tutmuyor. Müslümanların Allahtan başka ilahı yoktur ve Muhammed Onun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur. Bu sözler tanınmış Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoya ait.
Sadece Rusça konuşulan ülkelerde değil dünya edebiyatında da büyük saygınlığa sahip Tolstoyun yıllardır gizlenen risalesi Türkiyede de ilk kez Hz. Muhammed adıyla yayımlanıyor. Tolstoy, bu risalesini 1909 yılında neşrediyor. Ancak komünizmin baskı yıllarında kitap Rus ve Müslüman halkları etkilememesi için devlet tarafından bilinçli bir politikayla gözlerden uzak tutulmuş.
RUSLARIN ROMAN YAZARI TOLSTOY’UN PEYGAMBERİMİZ (S.A.V) ‘ E İLGİSİ
Ünlü Rus yazar Tolstoyun, ölümünden bir yıl önce Hz. Muhammedin (s.a.s.) hadislerini derlediği bir risalesi olduğu ortaya çıktı. Tolstoyun eseri, Rus halkında İslama ilgi uyandırmaması için komünizm döneminde gizlenmiş.
Muhammed her zaman Evangelizmin (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı ALLAH saymıyor ve kendini de ALLAH ile bir tutmuyor. Müslümanların Allahtan başka ilahı yoktur ve Muhammed Onun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur. Bu sözler tanınmış Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoya ait.
Sadece Rusça konuşulan ülkelerde değil dünya edebiyatında da büyük saygınlığa sahip Tolstoyun yıllardır gizlenen risalesi Türkiyede de ilk kez Hz. Muhammed adıyla yayımlanıyor. Tolstoy, bu risalesini 1909 yılında neşrediyor. Ancak komünizmin baskı yıllarında kitap Rus ve Müslüman halkları etkilememesi için devlet tarafından bilinçli bir politikayla gözlerden uzak tutulmuş.
Sovyetlerin yıkılması ile 1990 yılında eser Hz. Muhammedin Kurana Girmemiş Hadisleri adıyla Rusça yeniden yayımlanıyor. Karakutu Yayınları tarafından Türkiyede okuyucuya sunulan kitabın editörü Azeri Prof. Telman Hurşidoğlu Aliyev, kitabın orijinal adını İslami terminolojiye göre teknik olarak hatalı buldukları için sadece Hz.Muhammed koymayı tercih ettiklerini belirtiyor. Tolstoyun da orijinal baskılarda hazreti sıfatını bizzat kullanmış olması dikkat çekici.
Tolstoyu bu kitabı yazmaya yönelten olay 1908 yılında Hindistanlı alim Abdullah El Sühreverdinin Hz. Muhammedin Hadisleri kitabını okuması oluyor. Kitaptan oldukça etkilenen Tolstoy, seçtiği hadislerle hemen bir kitapçık oluşturuyor. Tolstoy daha çok, ALLAH inancı, fakirlik, eşitlik, ölüm ve iyi insan olma gibi konuları içeren hadisleri toparlamış. Hz. Muhammed kitabının editörleri Tolstoyun seçtiği hadislerin Kütüb-ü Sitte’de yer alanlarını da tek tek tespit etmişler. Tolstoyun seçtiği hadislerden bazıları şöyle:
Hakikat insanlar için ne kadar acı olsa da, hakikati söyleyin.
Hiç kimse öfkesini yutmaktan daha güzel bir içki içmemiştir.
Çok fazla yiyip içerek kendi kalbinize yüklenmeyin.
Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”
Ölüm bir köprüdür, dostu dosta kavuşturur.
İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz.
Yaşadığı dönemde de Rusya’da büyük saygınlığa sahip Tolstoyun hadis kitapçığı yayınlaması önemli. Ancak tek başına buna dayanarak yazarın Müslüman olduğunu iddia etmek mümkün değil. Fakat Hz.Muhammed kitabı edebiyat dünyasında önemli tartışmalara sebep olacak, Tolstoyun Müslüman olduğuna dair bilgi ve mektuplara da yer veriyor.
Prof. Aliyev, bir Arapla evlenip İslamı kabul etmiş Valeriya Porohova isimli Rus bir kadının anılarına yer veriyor. 11 yıl eşiyle Suudi Arabistanda yaşayan bayan Porohova, Kuranı Kerim’ Rusçaya tercüme etmiş. Porohova, ünlü yazar Tolstoyun son zamanlarında İslamı kabul ettiğini ve bir Müslüman gibi toprağa verilmeyi vasiyet ettiğini iddia ediyor. Tolstoyun İslami usûllere göre defnedildiğini iddia eden Porohova, mezarının başında Hıristiyanlığın sembolü olan Haçın da yer almadığını belirtiyor. Sovyet hükümetlerinin bu gerçeği uzun yıllar gizlemeye çalıştığını kaydeden Prof. Aliyev, Tolstoyun Müslüman olduğunun öğrenilmesi halinde Rus halkında İslama yönelme akımının başlamasından korkulduğunu ileri sürüyor.
Kitap, Rus Yelena Vekilova’nın Tolstoy ile oğulları üzerine yaptığı çarpıcı mektuplaşmaya da yer veriyor. Rusya’da 1904te çıkarılan ve çocukların herhangi bir sebepten dolayı ayrıldıkları ana-baba dinine dönmelerine izin veren düzenleme sonrası yaşanıyor bu mektuplaşmalar. Azeri kökenli general İbrahim Ağa ile evli olan Vekilova biri üniversitede, diğeri askeri okulda okuyan iki oğlunun babalarının dini İslama meylettiğini, Rus ve Hıristiyan olarak kendisinin ne yapması gerektiğini soruyor ünlü Rus yazara.
Tolstoyun bayan Vekilovaya cevabi mektubu oldukça net. Muhammediliğe, Hıristiyan dininden daha fazla önem vermelerine gelince, ben bütün kalbimle buna katılıyorum. Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da benim için Muhammedilik, Haça tapmaktan mukayese edilmeyecek kadar üstündür. satırlarıyla gençlerin tercihini destekliyor. Tolstoy, mektubun devamında çok daha ilginç bir tespitte bulunuyor Eğer insan seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Hıristiyan ve her bir insan şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği, tek ALLAHı ve Onun peygamberini kabul ederdi.
Hz.Muhammed kitabı Tolstoyun İtiraflarına yer veriyor. Söz konusu eseri Tolstoy, hasta olan erkek kardeşinin kendisinde uyandırdığı etkiyle kaleme alıyor. Tolstoyun hayat hikâyesine de kısaca yer veren kitapta, araştırmacı ve edebiyatçılara belge özelliği taşıması için mektuplar ve hadislerin toplandığı risalenin Rusça orijinallerine de ek olarak yer veriliyor.
1828 de doğan Tolstoy, önce annesini, sonra babasını kaybetti. 9 yaşından itibaren halasının gözetiminde büyüdü. Asil ve zengin bir ailenin çocuğu olan Tolstoy, çocuk yaşında Fransızca ve Almanca öğrendi. 1844’te Kazan Üniversitesi’nde Doğu Dilleri üzerine eğitim görmeye başladığı halde, bohem yaşama olan düşkünlüğü ile bu eğitimi yarıda bıraktı.
19 yaşına geldiğinde ailesinden kalan servetin vârislerinden birisi olarak genç yaşında büyük bir servete kondu. 1851 de Kafkaslara askeri eğitim almaya gitti. İki yıl sonra Osmanlılara karşı savaşmak üzere cepheye katıldı. 1856 da ordudan ayrıldı. Çocukluk anılarını anlattığı Çocukluku 1851 de henüz 23 yaşındayken kaleme almaya başladı.
Kafkas halklarının yaşamını ele aldığı Hacı Murat’ ve Kazaklar romanlarını 1852 de, Kırım Savaşı nı anlattığı Sivastopol Hikayelerini 1855 te yayımladı. Ardından Fransa, İngiltere ve Belçikaya seyahatler düzenledi. 1862 de evlendi. Ertesi yıl en önemli eserlerinden Savaş ve Barışı yazmaya başladı, 6 yıl sonra 1869’da tamamladı. 1873 te bir diğer klasik eseri Anna Karaninayı kaleme almaya başladı ve 3 yılda bitirebildi. Bir diğer güçlü eseri Dirilişi yirmi yıl sonra yazmaya başladı ve 1899 da tamamladı. Ara dönemde Din Nedir?, Ölüm Manifestosuve Üç Ölüm gibi insan, yaratıcı ve ölümü ana tema olarak ele aldığı hikâye ve romanları yazdı.
Tolstoy, 82 yaşında eşiyle yaşadığı geçimsizlik ve kavgalara kızarak çocukluğundan beri yaşadığı Yasnaya Polyanadaki evini terk etti. 20 Kasım 1910da Odesa-İstanbul üzerinden Bulgaristana gitmeye çalışırken zatürreeye yakalandı ve Astapovada metruk bir tren garında hayata veda etti. Vasiyeti sebebiyle Yasnaya Polyanadaki çiftliğinin sessiz ve gölgeli bir yerine gömüldü.
Asi kullara Allahü teâlânın müjdesi , Asi Kullar , ALLAHu Tealanin mujdesi , Mujdeler
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
Asi kullara ALLAHü teâlânın müjdesi
Bilerek pek küfre düşülmez fakat bilmeyerek küfre düşülebilir. Bunun için (Ya Rabbi, bilerek veya bilmeyerek küfre sebep olan bir söz söylediysem, bir iş yaptıysam nadim oldum, pişman oldum, beni affet) duasını çok okumamız lazım. Küfür sigorta gibidir. İrtibatı keser. Bir kimse küfre düşmüş ise, ne yaparsa yapsın, ne kadar çok ibadet ederse etsin hiçbir faydası yoktur. Çünkü sigorta atmıştır, ampul, tesisat ne kadar sağlam olursa olsun, elektrik gelmediği için fayda olmaz.
Nice sarhoşlar vardır ki, yaptığından pişmanlık duyar tevbe eder, imanla gider. Nice dervişler, müritler vardır ki, kibirlidir, günahları için tevbe etmez, imansız giderler.
Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine bir papaz gelip, ben mi üstünüm sen mi üstünsün diye sorar. O da bir hafta sonra gel, der. Bir hafta sonra geldiğinde vefat ettiğini görür. Bugün bana cevap verecekti diye söylenince, tabutu göstererek, işte orada git sor, o boşuna konuşmaz derler. Tabutunun başına gidip aynı soruyu sorar. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri ALLAHü teâlânın izniyle başını kaldırıp, şöyle cevap verir;
Geçen hafta sonumun ne olacağını bilmediğim için sana cevap veremedim. Ben imanla gidip kendimi kurtardım, senden üstünüm. Sen kendine bak.
Papaz, ağlamaya başlar, kelime-i şehadet getirir müslüman olur.
Peygamber efendimize bir Yahudi gelip, selam verir gibi yaparak Es sam aleyküm yani, ölesin, yok olasın der. Peygamber efendimiz de, ve aleyküm sam diye cevap verir. Gittikten sonra, Hz.Âişe validemiz, ALLAH belanızı versin, sizi kahretsin… gibi bazı şeyleri sıralamaya başlayınca, Peygamberimiz durdurup, fazlaya hakkımız yok, bize ne yaptıysa ancak o kadarını yapabiliriz, buyurdu. Kâfir de olsa yaptığından fazlasını yapmak caiz değildir.
ALLAHü teâlâ suç işleyenin cezasını verir, ancak istiğfar edenleri affeder. Müjdeler çok, Rabbimizin merhameti geniş. Seksen sene kilisede papazlık yapmış, İslamı yıkmaya uğraşmış kişiyi bile bir kelime-i şehadet söylemekle affediyor. ALLAHümme inneke afuvvün, kerimün, tuhibbül afve fa’fu anni (Ya Rabbi sen madem ki affedicisin, ihsan edicisin, affetmeyi seversin öyleyse beni de affet). Bunu her dua ederken okumalı. Bunlar hep, âsi kullara ALLAHü teâlânın müjdesidir.
Nefs ALLAHü teâlânın düşmanıdır. Peygamber efendimiz ALLAHü teâlânın dostudur. Nefsimize uyarsak ALLAHü teâlânın düşmanına itaat etmiş oluruz. İslam dinine uyarsak, ALLAHü teâlânın dostuna uymuş oluruz.
İlaç hasta içindir. İlaç kullanan içindir.
Zeka başka akıl başka. Akıllı olmak demek, ahirette işe yarayacak iş yapmak demektir.
Mevcuda şükretmeli, kanaat etmeli. Mevcutla devam etmeli. İsraf, küfran-ı nimet, hep “Bu bana lazımdır” diyerek başlar. Bir kere bu bana lazımdır deyince onun ardı gelir, bu da lazım, şu da lazım diye devam eder. Lazım dediğine kavuşmak için dinin dışına çıkar da haberi olmaz.
Namaz kılmamanın ne büyük bir suç olduğunu anlamak için çok sevdiğinizi mesela evladınızı kapının dışına çıkarıp, ben çağırınca gel deyin. Siz defalarca çağıracaksınız da o duyduğu halde gelmeyecek. Ne yaparsınız siz ona? ALLAHü teâlâ günde 5 defa kullarını çağırıyor. Üstelik bu davetin faydası bize. Davete icabet edenlere yaptığı ihsanlar da ayrı. Buna rağmen yüce Rabbimiz ne kadar sabırlı, ne kadar merhametli, günde 5 defa çağırdığı halde gelmeyen kullarına bir şey yapmıyor, rızkını kesmiyor ve mühlet veriyor.
Kılmak isteyene namaz,
Asla bir engel çıkarmaz…
KUR’AN’DA PEYGAMBER DUALARI , paygamber dualari , peygamberler , dua , peygamberler ve dua
23 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori islami Bilgiler
—KUR’AN’DA PEYGAMBER DUALARI
HZ.NUH’UN DUALARI
HZ.İBRAHİM’İN DUALARI
HZ.LUT’UN DUALARI
HZ. EYÜP’ÜN DUALARI
HZ. YUSUF’UN DUALARI
HZ. ŞUAYB’IN DUALARI
HZ. SÜLEYMAN’IN DUALARI
HZ. ZEKERİYA’NIN DUALARI
HZ. YUNUS’UN DUALARI
HZ. İSA’NIN DUALARI
HZ.MUHAMMED (SAV)’İN DUALARI
HZ. MUSA’NIN DUALARI
Kuran’da bahsi geçen peygamberlerin her biri, belli özellikleri ile dikkati çeken kavimlere gönderilmişlerdir. Bu kavimler, daha önce kendilerine gelen elçileri yalanlamış, azgınlaşmışve aşırılığa gitgide daha fazla yönelmiştopluluklardı. Peygamberlerin görevi ise dini tanımayan veya tanıdığı halde inkara yönelen bu topluluklara hak dini tanıtmak, onları ALLAH’a çağırmak ve ahirete yöneltmekti.
Bu ise son derece zor bir işti. Tek başına bir insan, insanların çoğunun kendisine karşı çıkıp tepki göstereceğini bile bile, o ana kadar hiç duyulmamışveya duyulduğu halde kabul edilmemişhak dini insanlara tanıtmak üzere görevlendiriliyordu. Üstelik bu görev, sahip olduklarını ve hatta hayatını tehlikeye sokuyordu. İnsanlar, sırf ALLAH’a çağırdığı için kendisinden nefret edebilir, hatta kendisini öldürmeye yeltenebilirlerdi. Kendisine eziyet edebilir, inanmışgibi görünüp hainlik yapabilirlerdi. Peygamberin çevresindeki hiç kimse, hatta ailesi bile kendisine inanmayabilirdi. Sorumluluğu ise ALLAH’a karşıydı. Bu, mutlaka yerine getirilmesi gereken, kapsamı ve önemi oldukça büyük olan bir sorumluluktu. İnsanların dini öğrenip öğrenmemeleri ve öğrendikleri ile cenneti hak edip etmemeleri peygamberin üzerindeki bir yükümlülük değildi. Onun tek vazifesi dini tebliğ etmekti.
Bu, dünya üzerinde tanıyıp bildiğimiz hiçbir şeye benzemez. Tek başına bir insanın büyük bir topluluğa karşı bu göreve başlaması, oldukça zorlu bir iştir.
Ancak elbette durum, dışarıdan bakanlar için böyledir, aslında, herşeyin üzerinde hakim olan ALLAH’ın gücüdür. Böyle bir durumda da inkarcıların sayısı ya da gücü önemli bir faktör olmaz. Peygamberlerin her biri bu gerçeği çok iyi bilerek hareket etmişler, üzerlerindeki bu sorumluluğu ALLAH’a olan güvenleri ile tam anlamıyla yerine getirmişlerdir. ALLAH peygamberlerin bu üstün özelliklerini ayetlerinde övmektedir. Kuran’da bildirildiği gibi ALLAH’ın yardımı her zaman inananlardan yanadır ve ALLAH peygamberlerini insanların zulümlerinden korumaktadır. Kuran’da, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in hicret sırasında yaşadığı bir tehlikeden söz edilirken bu gerçek şöyle açıklanmıştır:
Siz O’na (Peygambere) yardım etmezseniz, ALLAH O’na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O’nu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: “Hüzne kapılma, elbette ALLAH bizimle beraberdir.” Böylece ALLAH O’na ‘huzur ve güvenlik duygusunu’ indirmişti, O’nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa ALLAH’ın kelimesi, yüce olandır. ALLAH üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Peygamberler, Kuran’da ALLAH’a karşı her şartta korudukları içli yakınlıkları ile örnek gösterilmişlerdir:
Andolsun sizin için, ALLAH’ı ve ahiret gününü umanlar ve ALLAH’ı çokca zikredenler için ALLAH’ın Resulünde güzel örnekler vardır. (Ahzab Suresi, 21)
İstekleri katıksızca ALLAH’tandır. Kendilerine peygamberlik görevinin verilmesinden itibaren tek çabaları verilen bu görevi yerine getirmek ve kavimlerini ALLAH’a çağırmak olmuştur. İstekleri de elbette ki amaçları ile doğru orantılı olmuştur. İçli, katıksız, yakın ve samimi duanın örneklerini işte bu nedenle peygamberlerde oldukça net bir biçimde görebiliriz.
Bu nedenle sitenin bundan sonraki kısmında Kuran’da öğretilen peygamber dualarını inceleyeceğiz.
Kuran’da, yıllar boyunca, örnek bir kararlılıkla kavmini tevhid dinine çağıran Hz. Nuh’un sabrından övgü ile bahsedilir. Hz. Nuh kendisine ve yanındaki müminlere düşmanlık gösteren kavmine karşı kararlılıkla mücadele etmiştir. Hz. Nuh’un içinde bulunduğu her türlü durumda ALLAH’a yönelmesi, O’nun yardımını umarak samimiyetle dua etmesi ise müminler için büyük bir örnektir. Hz. Nuh içinde bulunduğu durumu ALLAH’a söylemişve şöyle dua etmiştir:
Sonunda Rabbine dua etti: “Gerçekten ben, yenik düşmüşdurumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al.” (Kamer Suresi, 10)
Başka bir surede Hz. Nuh’un ALLAH’a duası şu şekilde haber verilir:
Nuh: “Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma.” dedi. “Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (facir’den) kafirden başkasını doğurmazlar. Rabbim, beni, annemi, babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma.” (Nuh Suresi, 26-28)
ALLAH, Hz. Nuh’un bu duasını kabul etmişve ileride kopacak olan Tufan’a hazırlık yapmasını emretmiştir. Hz. Nuh yakında herhangi bir deniz veya göl olmamasına rağmen ALLAH’ın emri üzerine büyük bir gemi yapmaya başlamıştır. Geminin yapımı sırasında kavmi ise kendisi ile alay etmeye devam etmiştir. Bu olay Kuran’da şöyle haber verilir:
Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında O’nunla alay ediyordu. O: “Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz” dedi. (Hud Suresi, 38)
Ancak Hz. Nuh kavminin tüm baskısına rağmen, ALLAH’ın emri gereği gemiyi hazırlamaktadır. Ve sonunda ALLAH’ın vaadi gelir ve tufan patlak verir:
Biz de ‘bardaktan boşanırcasına akan’ bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de ‘coşkun kaynaklar’ halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmişbir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti. Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmişgemi) üzerinde taşıdık. (Kamer Suresi, 11-13)
Tufan sırasında boğulanlardan birisi de Hz. Nuh’un oğludur. Hz. Nuh tufandan önce oğlunu gemiye çağırır ancak oğlu babasının bu çağrısını kabul etmez. (Hud Suresi, 43) Kuran’da Hz. Nuh’un, oğlunun ölümü üzerine ALLAH’a şu şekilde seslendiği haber verilmektedir:
Nuh Rabbine seslendi: Dedi ki: “Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Senin va’din de doğrusu haktır. Sen hakimler hakimisin.” Dedi ki: “Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş(yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” (Hud Suresi, 45-46)
Hz. Nuh kavminin helak edilmesi için dua ederken “mümin olarak evine girenlerin” korunmasını istemiştir. Oysa Nuh’un oğlu iman etmemiştir. Kuran’da Hz. Nuh’un ALLAH’a kendisini affetmesi için şöyle dua ettiği bildirilir:
Dedi ki: “Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.” (Hud Suresi, 47)


